6 Ocak 2012

the beekeeper








"eğer birisi,
belki bir kadın bana;
-kimsiniz? ne istiyorsunuz?
diye sorarsa
diyeceğim ki; 
-hiç...
-sadece geçiyordum.
yıllar önce burada yaşardım..."



To Vals Tou Gamou by Eleni Karaindrou on Grooveshark


insan kendini seçermiş, denir. her şeyi ve herkesi ardında bırakıp, çiçeklerin, burçak, yonca, beşparmakotu, portakal ağaçları, ayıüzümü, dağ kekiği, zaferotu ve daha milyonlarca çiçek tozunun peşinden, kendini "çiçek yolu"na vurur spiros. insanlardan kaçıp, kalabalık arıkovanlarına sığınır... baştan ayağa yalnızlığı seçmiş bu adamın, kızının düğünü için yola kısacık bir molası, biraz da öfkeyle yadırganan varlığıyla hüzünlü bir tören başlar. fotoğraf karesinde yan yana durmayı beceremeyen şaşkın ve zoraki pozu, fotoğrafçının; "lütfen gülümseyin. düğün bu yahu!" serzenişi toparlar. düğün evi, arada dolaşan kadeh dolu tepsi, sohbetler, ölçülü kahkahalar, meraklı bakışlar, sorular... boğucu bir havaya dönüşen düğünün durgunluğunu odaya giren minik bir kuş bozar. gelini ve konukları heyecanlandırır, peşinden sürükler. gelinin tutmak için uzanıp, elinden kaçırdığı minik kuşu göremeyiz, ama kameranın ardına dolaşan gözümüz peşinden gider, öyle ki, kanat çırpışlarını bile hissederiz... tam o an aşağıda, anna'nın ellerinden kayan tepsi, spiros'un önüne düşer. kadehler saçılır, tuz buz... birisi kalkıp teybe düğün valsi koyar. "nazardır" der konuklar. "nazardır!" kadının elinin titreyişini kimse görmemiştir, adamın kadeh kırıklarını korkmadan toplayışını da. adam korkmaz, dünyada en çok, "yalnız" biri korkmaz çünkü. diğer "korkusuzlar", gerçekten yalnız olmadıkları sürece yalancıdırlar... cam kırıklarını nefes alıp-vermek kadar olağan bir ritmle alır eline spiros, bırakır. alır. bırakır. en keskinlerini bile parmaklarında tutarak toplar... eğildikleri o yerde kadının onu özlemle izleyişini hissederek, bu seyrediş, anna'nın bu hasretle bakışı, cam kırıklarından daha keskindir... sonrası, yola koyuluş yeniden. küçük duraklarda kısa bekleyişler ve peteğin içine hapsettiği kraliçe arıları, bir asker arı gibi hızla, emekle, adeta sessiz bir çırpınışla çeperleri sıvayarak içeride tutmaya çabaladıkça, kadınlarını bir bir kaybederek yolun sonuna yaklaşması adamın...





angelopoulos'un şiirsel sinemasından bugüne kadar izlemediğim -iyi ki sonraya kalmış- bir filmdi "arıcı". özellikle filmi başlatan düğün sahnesi benim için unutulmazdı. izlediğim o geceden beri büyülenmiş gibi üstüne düşünüyorum. yalnızlığı, sessizliği, bu kadar etkileyici anlatabilen çok az yönetmen olmalı. onca filminden, en çok bunda, "arıcı"da kendinden bahsetmiş sanki angelopoulos. baştan sona böyle bir duyguyla izledim filmi. yine elenie karaindrou'nun sisli, hüznünlü, kavak altlarında oturmuş serinliği huzuru veren, insanın kalbini yerinden döndüren müziği, şahane marcello mastroianni ve diğerleri... hepsi bu masalda, theo angelopoulos'un şiirsel atmosferinde, tam da durmalarını istediği yerde kendilerini bulmuş...


27 yorum:

  1. Her şeyi anlatmışsın, yazmışsın işte!
    Çok güzeldi, çok güzel. :)

    YanıtlaSil
  2. "fotoğraf karesinde yan yana durmayı beceremeyen şaşkın ve zoraki pozu,"
    dünyada en çok, "yalnız" biri korkmaz çünkü. diğer "korkusuzlar", gerçekten yalnız olmadıkları sürece yalancıdırlar...
    bu iki cümle vurucu.

    YanıtlaSil
  3. sevgili ekmekçikız'cım,

    bilmem ki. öyle etkilendim ki, tam olarak anlatmak zor tabii, teşekkür ederim:) film gibi sessiz kalmayı da düşündüm ama o düğün sahnesi, sadece o bile böylece taştı:)

    YanıtlaSil
  4. sevgili guguk kuşu,

    hep diyorum ya bunu, yine diyeyim; filmler zamanını bekliyor. iyi filmler böyle tabii. bu da öyle olmuş demek. aklımdan çıkmıyor. yeniden izlemeliyim bir süre sonra, biraz daha aklım başımda bir şekilde:)

    YanıtlaSil
  5. Heyy ne güzel ankatmissin yine. Cidden keyif alıyorum yazdıklarını okurken. Itiraf etmeliyim senin kadar Iyi bir film izleyicisi değilim :) ama bu benim iste her insanın farklı bir keyifi var. Yazilarini okumadan daha bir keyif alacağım sanki filmi seyretmekten ise. Çık sağol eline sağlık

    YanıtlaSil
  6. Birisine böyle bir yazı yazdırabildiğine göre iyi bir film olmalı :)

    YanıtlaSil
  7. hemen izlemediklerime not alıyorum, teşekkürler..

    YanıtlaSil
  8. bir şair angelopoulos. hâl diline açık olan kamerası, o hâle kalbi açık olanları, bir ateşin etrafındaki pervaneler misali kendi etrafına topluyor. angelopoulos, o yüzden seni bu derece çekiyor zeynep...

    bir de zeynep, "adam korkmaz, dünyada en çok, "yalnız" biri korkmaz çünkü. diğer "korkusuzlar", gerçekten yalnız olmadıkları sürece yalancıdırlar... " demişsin ya... bir an ürperdim:) az ama öz yazan zeynep, yine en özlerden bir şiir-yazı yazmış. en çok da bana teşekkür etmek düşüyor sanıyorum. yazılarını dört gözle bekleyen ve her gün, "hadi yazsana, hadi yazsana" diye tacizin dozajını sıklaştıran birisi olarak :) bu arada kitera'yı unuttum sanma:))

    YanıtlaSil
  9. teşekkür ederim sevgili api, bilmem ki iyi bir sinema seyircisi miyim, veya o dediğin nasıl olunuyor, ama zorla, görev icabı, ısrarlı tavsiyelerle hiç yapamıyorum bunu. kesin olarak bildiğim şey bu. mutlaka içimden gelen, gerçekten o an canımın istediği filmi izleyebiliyorum sadece. belki bundan, filme dalıp gitmem:)

    YanıtlaSil
  10. sevgili n.narda,

    bilirsin işte, insan ne kadar beğense de tavsiye edemez. anlatır, bahseder, içinden geçeni paylaşır, ama "izleyin" demek zor, riskli:) bir filmi, dünyada ne kadar insan varsa o kadar anlama, hissetme, beğeni farkı olmalı. ama seni az çok takip ettiğim kadarıyla, bu filmi beğeneceğine dair inancım çok yüksek. çok teşekkür ederim seslendiğin için:)

    YanıtlaSil
  11. sevgili buket,

    o listeleri yapıp, günler içinde birer birer seyredip üstlerini çizmek ne kadar zevkli değil mi:) hele de bu uzun kış gecelerinde iyi ki sinema var. bir de iyi ki kahve var:) film malum, yunanistan'da geçiyor. kıştan çıkmak üzere, soğuk sayılabilecek bir dönem. deniz henüz gri, yaz maviliğinde değil. ama deniz ve nehir kenarlarındaki çay bahçeleri cıvıl cıvıl dolu yine de. en çok hoşuma giden görüntüler de onlar oldu, tahta masa ve sandalyeler. hani şu bildiğimiz, eski sandalyeler. bunu seyretmeye bayıldım. sevgiler çok.

    YanıtlaSil
  12. enver,

    teşekkür ederim ısrarcı tavrın için, özlemişim blogumu:) tüm filmler ve her şey için de...

    turin horse'dan sonra izlediğimiz iki başyapıttan biri de bu oldu. ne kadar sevdim biliyorsun zaten... kitera'ya gelince, kendi aile hikayeme bağlama fikri duraksattı beni. derdimi iyi anlatamama korkusu düştü içime. ama atlatırım, benim de hep aklımda:)

    yalnız, hem blog konusunda sürekli; "hadi yazsana" deyip harekete geçirenle, aynı zamanda blog için filan bana zaman bırakmayanın aynı kişi olması hoş bir tezat tabii:p beğenmene çok sevindim:)

    YanıtlaSil
  13. filmi izlesem bu kadar etkili olmazdı. bu da şu demek:sinema salonuna gidince perdeye sırtımı dönüp, filmi izleyenlerin tepkisini izlemek gibi:)

    vurgularını öyle yerinden alıyor ki, bir de hani vals müziği seçimi.... şahane:)

    yoksa filmin kendi müziği mi Tou Gamou?

    YanıtlaSil
  14. sevgili zihni,

    teşekkür ederim, ama filmi izlemenin yerini tutmasına izin verme bence, demeyim diyorum ama; filmi izle lütfen, daha güzeli bu olur:)

    evet müzik, filmin müziği. şahane değil mi... bu ünlü vals, karaindrou'nun filmle aynı adı taşıyan "o melissokomos" albümünden. ama, sanırım diğer filmlerindeki başka sahnelerde de kullandı bunu angelopoulos. aslında, tabii ki, tanrıya sadece theo için değil yanında eleni'yi verdiği içinde teşekkür edip duruyorum ben:)

    YanıtlaSil
  15. 'Zeynep'in Sinemasi' diye bir kitap da bekliyorum artik ben, der, güzel yüreginden öperim..

    *Filmi mutlaka izleyecegim, sonra da gelip bu harika yazini tekrar okuyacagim. Simdilik, dekalog 8 gecesi, der, kacarim;)

    YanıtlaSil
  16. ökçe'ciğim,

    amanın! yok artık:) imkansız olduğu için belki de, kulağa pek hoş geliyor. teşekkür ederim canım:)

    sen dekalogları düzenli bir şekilde izliyorsun ya, ben burda heyecanlanıyorum. numara olarak unutmadıklarım var, meselâ 5 ve 6 gibi, ama bazılarını hemen bakınca hatırlıyorum. dekalog 8 de çok güzel bir bölümdü. "yalan yere şahitlik etmeyeceksin!":) evet, hatırladım; profesörün vermek zorunda kaldığı çok ağır kararı, seçimini ve sonucunu bir ömür vicdanında taşıyışını, ve kızın...... tamam anlatmayalım şimdi. iyi seyirler:)

    ben de seni öpüyorum.

    YanıtlaSil
  17. bir alışsam var ya, bir alışsam "bu dünyanın" rajonuna!
    sanırım birkaç zoraki tekrar ile olur bu iş. Hayatıma (bakış açıma) iyibirşeylerin ekleneceğini biliyorum....
    sayende olacak:)

    "the beekeeper"i izlemeliyim.

    YanıtlaSil
  18. "eğer birisi,
    belki bir kadın bana;
    -kimsiniz? ne istiyorsunuz?
    diye sorarsa
    diyeceğim ki;
    -hiç...
    -sadece geçiyordum.
    yıllar önce burada yaşardım..."

    *

    Takıldım,kaldım,ilerleyemiyorum.Ah aglea ah,sen bunu bana hep yapıyorsun.Tam da hızımı aldım gidiyorum derken takıyorsun çelmeyi tek bir kelime ile, nota ile, bakış ile...Ah aglea ah, sen bunu bana hep yapıyorsun. Nerelere götürüyorsun beni,nerelerde bırakıyorsun bir bilsen...

    YanıtlaSil
  19. sevgili zihni,

    öyle "sayende" deyince, insanı bir mahcubiyet kaplıyor. buraların güzelliği de bu diyelim, birbirimizin sevdiği şeylerden haberdar olmak, olunca da kayıtsız kalmayıp, denemek kendimizde:)

    şimdi yeni bir albüm dinlemenin heyecanıyla yazıyorum bu cevabı. vazgeçemediğim bir grubun 2009 albümüne yeni sahip oldum. anca... daha ilkinin heyecanı geçmedi ki. ilkini dinlemeye doyamadım ki. bir ara buraya, hiç değilse küçük bir kısmını aktarayım:)

    YanıtlaSil
  20. canım min'el lâ,

    senin takılıp kalman ne güzeldir, biliyorum. arkası gelir bunun senden diye heyecanlanıyorum:)

    hem bazı geceler bana dinlettiğin şarkılar var ya. onlar da bana böyle şeyler yapıyor, biliyorsun. ertesi gün dilimden düşmüyor.

    bir de şey var, unutmadan. geçen gün, elinde görüp çok yakıştırdığım, orjinal dilindeki "malte laurids brigge'nin notları" vardı, aklıma geldi sonra, benim en sevdiğim kitaplardan birinde geçer, peyami safa'nın "yalnızız"ında; samim, meral'e hediye eder kitabı. kızın rastgele açıp okuduğu sayfada çıkan satırlara çok benzettim ben, seni bu kadar etkileyen bu kısacık angelopoulos şiirini. gerçi rilke çevirmek büyük günahlardan olmalı bence:) ama şöyleydi; "bir mısra için insan, kuşların nasıl uçtuğunu hissetmelidir. küçük çiçeklerin sabahları hangi kımıldanışlarla açtığını bilmelidir.", "meçhul semtlerdeki yolları, beklenmedik tesadüfleri ve uzun zamandır gelmekte olduğu görünen vedaları düşünebilmelidir; hâlâ anlaşılmamış çocukluk günlerini...", "sessiz kapanık odalarda geçen günleri ve deniz kıyısındaki sabahları, üstümüzden esen ve bütün yıldızlarla uçan yolculuk gecelerini düşünebilmelidir. bu da yetmez..." şimdi yazarken yeniden fark ettim de, sanki tam da bu filmi anlatır gibi...

    YanıtlaSil
  21. Die Aufzeichnungen des Malte Laurids Brigge

    Hangi elde görülse o el güzelleşir aglea, kendimden bilmem bilirsin :)

    "gerçi rilke çevirmek büyük günahlardan olmalı bence:) " buradaki 'çevirmek' kısmını her 2 anlamda da onaylıyorum. 'Tercümesi'(1) günahsa 'servis etmesi'(2) de günah olmalı yani 'alıntı-lar'. Günahın benim boynuma aglea sen 'çevir'meye devam et, et ki dünya yansa el kadar kilimi yanmayanlar utansın ben günahın karşılığına talibim.

    ve haklısın arkası gelir hatta gelmiştir de el yazısı olarak beklemektedir masanın üstünde belki, haberin yoktur:)

    sevgiler

    YanıtlaSil
  22. sebgili aglea,
    ne zamandır bir angelopoulos filmi izlemedim. yazın da, yorumlar da bana çok fena onun filmlerini özletti. arıcı'yı izlememiştim aslında. geçen senelerde bir film festivalinde niyetlenmiş, yine kaçırmıştım.
    bir de, film anlatmak aslında zor bir şey. duygusunu aktararak bunu çok güzel yapmışsın sen bence. çok sevdim.

    YanıtlaSil
  23. Aglea'm
    Seni okumayı okumadan bakmayı, seni özlüyorum ama yazamıyorum ki be canım:) Kalsan şöyle aralıksız 1 hafta izlesek beraber. Neden bu kadar film özürlüyüm:( Acayip kötü hissediyorum her anlattığında.
    Bak kaçıncı kar yağdı.
    Bugün elimde çay izlerken dışarıyı aklıma geldin. Hani anlık bir başka şey kullanıyorduk da türküler dinlerdik.

    YanıtlaSil
  24. sevgili alkım,

    ne şanslısın, "arıcı"yı ilk kez ileyeceksin çünkü. benim bundan bir hafta önceki halim bu:) üstelik angelopoulos filmlerini bu kadar özleyerek... ben de uzun zamandır izlememiştim. en son "zamanın tozu"nda biraz da hayal kırıklığıyla ama angelopoulos'un bitmez tükenmez kredisinin verdiği duyguyla, hep bi, onu kendime mazur gösterme çabasında, kıyamayarak, kollayarak vedalaşmıştık. sonra yaklaşık üç hafta kadar önce yeniden "kitera'ya yolculuk" ile başladı her şey...

    bilmem ki iyi anlatabildim mi. teşekkür ederim. bunu söylemen önemli benim için ve çok mutlu oldum. filmin bana verdiği o ilk duyguyu, bu sanırım, tamamen bilgiden uzak, o heyecanı ilk sıcaklığıyla anlatmak sadece. hamlığıyla hatta... beğenmene çok sevindim. izleyince lütfen haber ver sen de:)

    YanıtlaSil
  25. sevgili ebru'm,

    hep aklında olduğumu biliyorum. kendimden biliyorum çünkü:) günlerin nasıl hızla ve yorgunlukla geçtiğini de. kar iyi oldu. güzellik oldu yoğun ve sıkıcı günlere. karı izlerken beni hatırlaman harika. insan bunu duyunca deli gibi bir sevinç duyuyor. elinde çayla camda hayal ettim seni. ne tatlısın:)

    bu filmler de o kar gibi işte. insanı günün kirinden pasından temizleyip, arındırıyor. angelopoulos filmlerinin güzelliğini katlayan bir başka neden de eleni'nin müzikleri. şimdi bunu sana yazarken; "ağlayan çayır"ın müziğinden bir bölüm çalıyor...

    kendine ve ida'ya dikkat et lütfen. sıkıca giyinmeyi unutma. öpüyorum ikinizi de.

    YanıtlaSil
  26. Keyifle okuduğum bu güzel yazıdan sonra hemen hemen izlemeli..
    Sevgiler canım..
    Takibindeyim.

    YanıtlaSil
  27. teşekkür ederim:)

    ben de blogunuzu gezindim demin. aman tanrım! ellerinize sağlık. nefis görünüyorlar. mutfakta olmayı çok seviyorum ve size çok imrendim.

    ayva tatlısı ve kestaneli içli pilavı, acilen denemek istiyorum:)

    YanıtlaSil